EVVEL ZAMAN İÇİNDE

Anadolu’da kölelik

Osmanlı topraklarına ilk Afrikalılar ne zaman geldi/getirildi tam olarak bilinmiyor. Erken Osmanlı kaynaklarından biri olan anonim Tevarih-i Al-i Osman’da Sultan I. Beyazıt’ın Habeşistanlı bir “Arap maskarası”, yani soytarısı olduğunu öğreniyoruz. Bu kişinin köle olup olmadığını kesin olarak bilmiyoruz.

Osmanlı’da köleliğe Osman Bey zamanında da rastlanmakla beraber, kölelik kurumu Orhan Bey zamanında yerleşmiştir. Haremin ortaya çıkması ise Fatih Sultan Mehmet döneminde gerçekleşmiştir. Bunda artan fetihler ve genişleyen topraklar önemli bir rol oynamaktaydı. Bu tarihlerden sonra kölelik ve bununla birlikte köle ticareti Osmanlı Devleti’nde yerini almış ve köle ticareti devletin de dolaylı olarak destek verdiği bir uygulama olmuştur.

Gürcü ve Çerkez köle kaynakları kuruyan Müslüman ülkelerin biraz da zorunlu olarak yüzünü Afrika’ya, buradaki siyah nüfusa döndüğü bilinmektedir. Hidiv Mehmet Ali Paşa’nın Nil kıyılarında ilerlemesiyle siyah köle ticareti daha da artmıştır. ”

Mısır’ın Sudan’ı işgali de köle ticareti açısından önemli bir olaydır. İşgal sonrasında Mısır pazarına çok fazla köle gelmiş ve bu kölelerden pek çoğu Anadolu’ya ve Rumeli kentlerine ulaşmıştır. Aynı zamanda Trablusgarp’ın  1835’te tekrar işgal edilmesi sonrasında, bu bölgede gerçekleştirilen köle ticaretinde bir artış yaşanmıştır. Köle ticaretinde bir dönüm noktasıysa 1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılması ve Yemen Hicaz arasında sefer yapan buharlı gemi şirketlerinin kurulmasıydı. Buharlı gemiler, kölelerin getirildikleri kıyılardaki Arap illerinden merkeze gönderilmelerini kolaylaştırmıştır. “Bir yanda İzmir ve İstanbul ile diğer yanda Hudeyde, Cidde, Yanbu, İskenderiye, Trablusgarp ve Bingazi gibi köle deposu kentler arasında etkin bir buharlı gemi ulaşım ağının kurulması, imparatorluğa yönelik köle ticareti hacmindeki artışta önemli bir etken olmuştu.” Osmanlı İmparatorluğu döneminde en çok Nijer, Suudi Arabistan, Libya, Kenya ve Sudan’dan, genellikle Zanzibar üzerinden köle ticareti yoluyla getirilen Afrikalılar, Dalaman, Çukurova, Menderes ve Gediz, Manavgat ovasına gönderilmiştir.

Osmanlı’da, Atlantik ötesi kölecilikten farklı olarak belli bir süre çalışan ve sahiplerine yeterli süre hizmeti ettiği düşünülen köleler azat edilirdi. Kölenin azat edilmesi, dini otorilerce de tavsiye ediliyor, ancak  emredilmiyordu. Kölesini azat edip etmemek, tamamiyle sahibinin inisiyatifine bağlıydı.Afrika’dan getirilenlerin siyah nüfusun üçte ikisi kadındı. On dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde, kölelerin önemli bir bölümünün ev kölesi olarak kullanılan kadınlar olduğu bilinmektedir.

Osmanlı sarayında siyah ya da beyaz; haremde çalışan erkek kölelerin önemli bir kısmı hadım edilmişti. Evlerde kullanılan erkek kölelerin bir bölümünün de hadım edildikleri bilinmektedir. Siyah kölelere uygulanan kastrasyon işleminin beyazlara göre daha ağır bir operasyon olduğu olduğu ifade edilmektedir. Anadolu’ya getirilen siyahların yaptığı melez evliliklerin yaygınlığının bir nedeni de evlenip çocuk yapabilecek Afrikalı kölelerin azlığıdır.

1880’li yıllarda Afrika kökenli kölelerin yoğun bir biçimde azat edildikleri ve azat edilen kölelerin kendi aralarında dayanışma kurarak yaşadıkları bilinmektedir.1890’lı yıllarda ise aralarında İstanbul ve İzmir’in de bulunduğu 56 bölgede misafirhaneler kurularak azat dönemi  sonrasında barınma sorunlarına destek verilmiş ve bu misafirhanelere gelen kişilere çeşitli mesleki eğitimler verilip evlenmeleri sağlanarak, Aydın civarında devlet arazilerine yerleştirilmişlerdir.
Günümüzde Torbalı, Söke, Ödemiş, Tire, Akhisar gibi Batı Anadolu’nun önemli tarım merkezlerinde, bahsedilen süreçte Afrika’dan getirilen insanların soyundan gelen çok  sayıda aile bulunmaktadır. Örneğin, Torbalı’ya bağlı, halkın çoğu “zenci” olan Subaşı, Naima, Kırba, Hasköy, Tulum, Yeniçiftlik köylerinde yaşayanlar, atalarının köle olarak yaptıkları işi bugün Tariş Pamuk Birliği’ne bağlı üreticiler olarak yapmaktadır.

Geçen yüzyılsonunda “zencilerin” en yoğun yaşadığı kentlerden biri İzmir’di. İzmir “zencileri” Afrika kökenlidir. Esir pazarları yoluyla da kente dağıtılmışlardır. Bu insanlar Padişah Çiftlikleri ve Mısır Hidivi’nin sahibi olduğu topraklarda çalıştırılırlardı. Günümüzde özellikle Muğla ve çevresinde yaşayan Afrikalı Türkler bu şekilde buralara getirilmiştir.

19. yüzyılın sonlarında azat edilen siyahların daha çok Türk mahallelerinde yoğun olarak yaşadığı görülmektedi. Özellikle İzmir’in yoksul mahalleleri Sabırtaşı, Dolaplıkuyu, Tamaşalık, İkiçeşmelik ve Ballıkuyu, Eşrefpaşa siyah yerleşim alanları olarak göze çarpmaktadır. Bu tarihlerde buralarda yaşayan siyahların nüfusu hakkında kesin rakamlar vermek güç olsa da, Pertev Naili Boratav’a göre yaklaşık 2000 civarında aileden oluşmaktadır.

Ayrıca Afrikalı Türklerin bir kısmı da 1923 Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi sırasında Girit’ten gelmiş, Ege bölgesine, çoğunlukla da İzmir’e yerleşmiştir. Ayvalıklı Afrika kökenliler Girit’ten gelen atalarının Yunanca konuştuğunu, Türkçeyi sonradan öğrendiklerini söylemektedir.

Özellikle Çeşme, Ayvalık, Cunda Adası, Samsun, İzmir ve İstanbul mübadillerin durak noktalarıydı. Bu bölgelere gelen köleler, ya sonradan azat edilmiş ya da hala bir ailenin yanında köle olan kişilerdi. .

Günümüzde 1990 sonrası gerçekleşen iç göç nedeniyle daha çok yoksul Kürt ailelerinin yaşadığı bu mahallelerde bugün sadece birkaç Afrika kökenli yoksul aile yaşamaktadır. Geçmişte olduğu gibi, bugün de İzmir’in Torbalı ilçesinde, Naime, Hasköy, Yeniçiftlik, Şubaşı, Çırpı köy ve beldelerinde Afrika kökenli aileler yaşamaktadır.