DANA BAYRAMI

DANA BAYRAMI

 

Türkiye’de nüfusları net olarak bilinmeyen Afrika kökenli Türklerin önemli bir bölümü köle ticareti ile Anadolu topraklarına getirildi. 1850’li yıllarda, özellikle Batı Anadolu’da yabancı sermaye yatırımlarının artmasıyla birlikte, tütün ve pamuk tarımında çalıştırılmak üzere Afrika’dan çok sayıda köle getirildiği biliniyor. Satılan köleler, şehirlerin meydanlarında kurulan esir pazarlarında satılan siyah köleler, saraya, büyük çiftliklere ve zengin evlerine dağıtıldı. Bu insanlar özellikle Ege Bölgesi’nde yer alan Padişah Çiftlikleri ve Mısır Hidivi’nin sahibi olduğu topraklarda da ırgat olarak çalıştırıldı. Günümüzde özellikle Muğla, İzmir ve çevresinde yaşayan Afrotürkler, işte bu köle nüfusunun bugün artık Türkiye topraklarına yerleşmiş ve yerlileşmiş torunlarınlarından oluşmaktadır.

1920’li yıllarda Türkiye ve Yunanistan arasında gerçekleştirilen nüfus mübadelesi sırasında da, yine Osmanlı tarafından Afrika kıtasından getirilip satılan Afrikalılar, Müslümanlaştırılmış oldukları için mübadil sayılarak Anadolu topraklarına gönderildi. Girit, Kıbrıs, Yunanistan gibi noktalardan getirilen siyah mübadillerin son durakları özellikle Çeşme, Ayvalık, Cunda Adası, Samsun, İzmir ve İstanbul oldu Sözlü tarih çalışmaları ve yaşlılarla yapılan görüşmeler neticesinde, halen Anadolu’da yaşayan Afroturklerın kökenlerinin Sudan, Nijerya, Fas, Cezayir, Libya, Tunus, Kenya ve Somali gibi ülkelere dayandığı bilinmektedir.

Geçmişte olduğu gibi, bugün de İzmir’in Torbalı ilçesinde, Naime, Hasköy, Yeniçiftlik, Şubaşı, Çırpı köy ve beldelerinde Afrika kökenli çok sayıda aileler yaşamaktadır. Ayrıca İzmir’in köylerinden İzmir kent merkezine göç süreci Afrika kökenli yurttaşları da etkilemiş, çocuklarına daha iyi eğitim ya da yeni iş olanakları sağlamak isteyen ailelerin bir bölümü İzmir’in Çimentepe, Eşrefpaşa, İkiçeşmelik,Yapıcıoğlu, Karabağlar, Hatay gibi semtlerine göç etmiştir. Bugün İzmir’in Balçova, Bornova, Hatay, Eşrefpaşa, Çimentepe, Karabağlar, Basmahane, Yapıcıoğlu, Yeşilyurt ve Yurtoğlu gibi semtlerinde baba ya da anne tarafından Afrika kökenli olan kişiler Anadolu’nun pek çok yöresinden göç etmiş ailelerle birlikte yaşamaktadır.

Geçmişleriyle bağları kopma noktasına gelmiş olan bu insanlar, 2007 yılında kurdukları Afrıkalılar Kültür Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği vasıtasıyla atalarını aramaya, geçmişlerini sorgulamaya ve kaybolmaya yüz tutmuş geleneklerini canlandırmaya başladı.

Bu geleneklerin en önemlisi “Dana Bayramı” dır. İzmir ve İstanbul’daki Afrotürkler, Afrika’nın birçok bölgesinde hala kutlanan ve doğaya duyulan şükranın gösterildiği Nevruz, Hıdrellez gibi günlere benzeyen bir gün olan Dana Bayramı geleneğini yedi yıldır sürdürmektedir.

19.yy sonlarında ve 20.yy başlarında, o dönemde köle olarak evlerde ve saraylarda tutulan AfroTürklerin, bu geleneğini gerçekleştirmesine izin verilmekteydi. Dini ritüeller de taşıyan bu bayramda, bir doğal lider olan Godya, halkı için sağlık ve af dilemekteydi. Bir dananın süslenip ev ev dolaştırıldığı bayramda danaya takılan ve genelde yiyecek olan bağışlar Godya’nın himayesindeki yoksullara ve sahipsiz çocuklara veriliyordu. Sözkonusu ritüelin sonunda bu dananın Godya tarafından kesilerek dağıtıldığına, bayramda danslar edildiğine ve ateşin üstünde yüründüğüne dair bilgiler yer almaktadır. Anadolu’da kutlanan Dana Bayramı’nın en önemli özelliği, Godya aracılığıyla Afro-Türklerin birbiriyle iletişimi sağlaması, insanların bir araya gelmesi, birbirlerini görmesi ve haber alışverişinde bulunmasıdır Dana Bayramlarında herkes Godya’ya kendisinden ve tanıdıklarından doğum, vefat, medeni durum değişikliği haberlerini iletir, Godya da diğer Godyalarla bu bilgileri paylaşır, böylelikle çok uzaktaki akrabalar, birbirine uzak düşmüş aile üyeleri birbirlerinden haber alırdı.

1924 yılında Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile birlikte Afrika kökenli yurttaşların bu geleneklerini orijinal ismi olan Dana Bayramı olarak kutlaması kesintiye uğramıştır. Bu gelenek, her yıl mayıs ayının ilk hafta sonu kutlanan bir bahar bayramına dönüşmüştür. Bu bayram her bölgede farklı isim almış olup, örneğin; İstanbul’da Arap Bayramı olarak kutlanmaktaydı.Her şeye rağmen 1940’larda Torbalı’nın Tulum Köyü’nde bu bayramın geleneksel biçimde kullanıldığı bilinmektedir 1940’lardan sonra ülkenin yaşadığı kriz ortamında Afro-Türklerin geleneklerini koruma çabasını sürdürmeleri pek mümkün olmadığından, uzun yıllar tüm Afrika kökenlileri bir araya toplayan bu ritüelin gerçekleştirilemediği görülmektedir.

Ancak ‘Dana Bayramı’ kutlamalarının halk üzerinde bıraktığı etki, Türk Edebiyatı yazarlarının eserlerinde bu kutlamalardan ayrıntılarıyla bahsetmelerınden anlaşılmaktadır. Ayrıca kutlamaların niteliği ve kutlamalara gösterilen ilgi konusunda kanıtlar sunmaktadır.

Yazar Reşat Nuri Güntekin ‘Miskinler Tekkesi’ adlı eserinde;Bayramın hazırlığının aylarca evvelden başladığını; seyirciler için seyyar kahveler kurulduğunu; kadın, erkek ve çocukların kıyafetlerinin ayrıntılarını; mukaddes dananın nasıl süslendiğini, kullanılan müzik aletlerini; dans figürlerini ve son olarak dananın kesilerek, kenardaki çalı çırpı ateşinde pişirilerek yendiğini anlatır.

Yine Türk edebiyatının önemli isimlerinden Halid Ziya Uşaklıgil’in İzmir Hikâyeleri’nde ise Dana Bayramı’nın yeri, Kadifekale sırtlarında, İzmir’in Bahribaba sırtlarında denize bakan bir nokta olarak tespit edilir. Yazar ayrıca “İzmir halkından bir büyük kalabalık da bunları seyretmek ve garip oyunlarını görmek için orada toplanırlardı” der.

İzmir’de yaşayan AfroTürkler’in kutladıkları bu bayrama ilişkin Rauf Beyru, 19. Yüzyılda İzmir’de Yaşam adlı kitabında,“İzmir’de yaşayan zencilerin kutladıkları bir de Dana Bayramı vardır.1889 yılında bu dana bayramlarından ikincisinin, yani İkiçeşmelik Danası’nın Nisan ayının 12. Cuma günü Katipoğlu mevkiinde kutlandığını belirten gazete bu kutlamaların Göztepe ötesindeki mesire yerlerinde gerçekleştirilmesinin daha uygun olacağını ileri sürmektedir. Dana Bayramlarında zencilerin genelde Tamaşalık’ta toplandıkları ve bu sırada danaların süslerle donatıldığı, sürdürülen çeşitli eğlencelerin ardından bunların kesilip pişirilmesiyle törenin bir ziyafete dönüştürüldüğünü” anlatmaktadır.29

Bu konuya bilimsel bir katkı yazar/biliminsanı Pertev Naili Boratav tarafından yapılmıştır. Boratav, İzmir zencilerinin semtlerini Kadifekale yakınlarındaki Sabırtaşı, Dolaplı Kuyu, Tamaşalık ve Ballı Kuyu olarak sıraladıktan sonra sözü Dana Bayramı”na getirir. Bu törenin dört hafta boyunca sürdüğünü belirten Boratav bayramın doruk noktasını şöyle aktarır: “Dördüncü Cuma, ortak aldıkları danayı süslerler; boynuzlarına teller, pullar, mendiller takarlar ve alay halinde, yine sazlarını ve çalparalarını çalaraktan Sabırtaşı”ndaki topluluk, dana ile birlikte Tamaşalık”a varırdı. Orada Godiya danayı törenle keser, yüzerdi. Dana alanda kurulmuş olan kazanda pişirilirdi. O gün Tamaşalık bir bayram yeri halini alırdı. Bütün zenciler ve seyre gelmiş beyazlar bir arada eğlenirler, sazlar ve çalparalar çalınarak dans ederlerdi. Dana kazanda iyice piştikten sonra alanda kurulmuş olan sofralara dağıtılır, herkes ne kadar düşerse bu etten yerdi. Yemek faslı sona erince de bayram sona ermiş olur, herkes dağılırdı.”

Dana Bayramı ve diğer ‘zenci’ gösterilerinin baş müzisyenleri Kabakçı Araplardı. Münir Süleyman Çapanoğlu, Kabakçı Arapların çaldıkları aletin adının “Bodengo” olduğunu söyler: “Bodengo, içi boş bir bal kabağına, uzun bir sap geçirilmiş, üzerine üç dört tel takılmış bir sazdı.” Malik Aksel de kabak çalanın yanında bir de tef çalan zencinin bulunduğunu belirtir. Ayrıca “kabak çalanın başında bir tilkikuyruğu vardır” diye ekler. Kapakçı Araplar yaz aylarında Boğaziçi köylerinde, özellikle de Haydarpaşa ve Kadıköy yakasında dolaşarak sanatlarını icra ederlermiş. Çapanoğlu bunların çarlistonvari bir havada, “kantomsu değil, manimsi değil, isimlendirmesi mümkün olmayan” bir şeyler okuduklarını söyler. Bunlar şarkı söyledikleri mekânın özelliklerini de sözlerine ekleyerek, bir nevi ozanlık da yaparlarmış.

 

Vekilharç para çalmaz, Dingala kabak, dingala! Örneğin bir yalının önünde şöyle sözler uydururlarmış:

Kazevi açar, yarısını çalar, Dingala kabak, dingala!

Küçük hanımın kalbi atar, Dingala kabak, dingala!

Evlenmek için kısmet bekler, Dingala kabak, dingala.

 

Bu bilgilerden hareketle İzmir’in sosyal ve kültürel yaşamında önemli işlevleri yerine getiren dana bayramları, özellikle Afrotürk Derneği’nin girişimiyle yeniden kutlanmaya başladığı 200’0’li yılların başından itibaren sadece Afrotürkler için değil, Türkler, Kürtler ve Romanlardan oluşan çevre halkları için de barış, demokrasi ve farklı kültürlerin kaynaşması alanlarında kaydadeğer bir işlev üstlenmiştir.

1880 yılından ıtıbaren Türkiye basınına da yansıyan  ‘Dana Bayramı’ nın izleyici sayısının, o günlerde 4-5 binden aşağı olmadığı, hatta bazen 10-15 bin kişiye ulaştığı bilinmektedir. Bayram üç cuma devam ederdi. İlk cumaya Dellal, ikinci cumaya Peştamal, üçüncü cumaya da Dana Bayramı denilirdi. Dana Bayramı’nın üç temel amacı vardı. Bunlardan biri iz sürmeydi. Aileler köle pazarlarında satıldıktan sonra dağılıyordu ve senede bir gün buluşabilen köleler, aradığı  kişilerin isimlerini yazdırabiliyordu bu bayramda. İkinci amaç, yardım toplamaydı. Köleler kendi kazançlarından biriktirerek birbirlerine yardım ediyordu. Üçüncü amaç ise kendi öz kültürlerini yaşatmaktı.

Afrika kökenli Türkler ilk ve tek sivil toplum girişimleri olan Afrikalılar Kültür, Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği’ni kurduktan sonra, faaliyetlerini yoğun biçimde sürdürürken, bu temel amaçları da benimsemişlerdir. Ayrıca gerek kendi bünyelerinde gerekse kendileri ile ilgili çalışma yürüten kurum ve kuruluşlara destek vererek kendi geçmişleri ile ilgili hafızalarda kalanları derlemeye çalışmaktadırlar.

“2009 Afrikalı Türkler Buluşması” adı ile hazırlanan kültürel proje, “Bahar Şenliği” adı altında Kültür Bakanlığı’ndan onay ve destek almış ve Afro-Türkler seslerini toplumun daha büyük bir kesimine duyurmaya başlamıştır.

2010’dan başlayarak, yerel belediyelerin, özellikle de Bayındır Belediyesi’nin büyük desteği ve hazırlanan projelere farklı kurumların verdiği destekler ile Dana Bayramları daha bilinçli olarak, daha çok katılımcı ile düzenlenmeye başlamıştır. Bu yıldan itibaren bayram, yurtdışına da açılmış, özellikle Afrika ülkelerinden temsilciler ve konuyla ilgili çalışan akademisyen ve gazetecilerin katılımıyla uluslararası bir görünüm kazanmıştır.

2010-2011-2012 etkinlikleri ve yapılan paneller, fotoğraf sergileri ve belgesel gösterimleri sayesinde, yurtiçinde başta İzmir ve İstanbul olmak üzere pek çok yerde, hatta yurtdışında, Afro-Türklerle ilgili sunumlar yapılmaya, bu konu konuşulmaya, araştırılmaya başlamıştır.

2012-2013 dana bayramına, Afro-Türkler dışında, yurtiçi ve yurtdışından gelen konuklar, Afrika’nın çeşitli ülkelerinden Türkiye’ye okumak için gelen öğrenciler ve ilk defa küçük de olsa bir Afrikalı müzik ve dans topluluğu katıldı. Afrikalı öğrencilerin birçoğu bayrama yerel kıyafetleriyle gelirken, Afrikalı müzik ve dans topluluğu kutlamalara ayrı bir renk katmış ve yıllar sonra ilk defa, aslına en yakın dana bayramı kutlaması olduğu duygusunu oluşturmuştur.

Geçtiğimiz yıl, daha önce iki gün kutlanan Dana Bayramı üç güne çıkarılmıştır. Etkinliklerin ilk gününde Afrotürk nüfus şarkı söyleyip dans ederek İzmir sokaklarında dolaşmakta ve ve geçmişte Godya’ların liderliğinde yapılan geçidi canlandırmaktadır. İkinci gün, sempozyum, belgesel gösterimi, sergiler vs. gerçekleştirilmekte, üçüncü gün ise yurt içi ve yurtdışından gelen konukların da müzik, dans ve gösterileriyle renklendirdikleri büyük bir şenlik gerçekleştirilmektedir.

Geleneksel olarak yine Mayıs ayının üçüncü haftası gerçekleştirilecek bu yılki Dana Bayramı’nda da Türkiye’nin pek çok yerinden gelecek konuklarımızın yanısıra Nijerya, Etiyopya, Senegal gibi ülkelerden temsilciler şimdiden geleceklerini bildirdi. AfroAmerikan dostlarımızı da bu yıl aramızda görmekten mutluluk duyacağız.