KÖKEN, KİMLİK, AİDİYET VE ÖTEKİ

Yazılı kaynaklarda, 19 yüzyılın ikinci yarısında, özellikle Batı  Ege’de yabancı yatırımların artmasıyla birlikte tütün ve pamuk tarımında çalıştırılmak üzere Afrika’dan çok sayıda köle getirildiği belirtilmektedir. Görüşme yapılan 100 kişiden sadece 21’inin  köken anlatısında kölelikle ilişki kurulmaktaydı. Diğerleri “köle”,  “kölelik” vb ifadeleri kullanmadılar ve kullanılmasından da hoşlanmadıklarını belirttiler.

Yaşlı kuşak kendisini “Arap” olarak tanımlıyor, kentte  yaşayan genç kuşak ise Afrika kökenli olduğunu belirtiyor. Bu  tanımlamanın eğitim düzeyi ve yaşanılan yerin kır-kent  olmasıyla birebir ilişkisi var. Yaşlı kuşak geçmişte kendilerini  “Arap” ya da “Zenci” olarak tanımladıklarını, “Afrikalılık”  tanımlamasının yeni moda olduğunu ifade etti.

Köken Anlatıları

k1 k7Görüşme yapılan 100 kişiyi belirlerken en önemli ölçütün  en az dört kuşaktır Batı Ege’de yaşayan ve anne ya da baba  tarafından birinci derece akrabalarının siyah tenli olup “Arap”  olarak adlandırılmış olmasına özen gösterildi. Farklı yörelerde  farklı köken anlatılarının olduğu görüldü. Bazıları soy anlatısını  Osmanlı’daki kölelikle ilişkilendirirken, bazıları da geçmişte  hacca giden varlıklı aileler tarafından kaçırılma öyküsüyle  ilişkilendirdiler. Anne ya da baba tarafından aile kökenlerinin  Sudan’a dayandığını ifade edenlerin ağırlıklı olarak İzmir ve  çevresinde yaşadıkları; gene İzmir’dekilerin bir kısmı ile  Balıkesir/Ayvalık’ta yaşayanların Ahali Mübadelesi sırasında  Girit’ten, oraya da Doğu Afrika’dan gelmiş oldukları görüldü.  Buna karşılık, Batı Ege Bölgesi’nin güneyine inildiğinde,  Aydın ve Muğla çevresinde yaşayanların kimi  dedelerinin/ninelerinin nereden Anadolu’ya geldiğini ya da  getirildiğini tam olarak bilmediklerini kimi de Sudan’dan  geldiğini ifade etti.

“Afrika’dan getirilen bir göçmen ailenin en son üyelerinden bir  tanesiyim ben, yani bu yaşa kadar gelmişim. Anne tarafım, yani annemin  dedeleri nineleri falan. Bana anlattıklarına göre; iki üç kuşak öncesini  hatırlayan bir dedem vardı, yani ölen dedem üç kuşak öncesini hatırlıyor.  Anne tarafım komple Afrika’dan, Sudan’dan gelme… Babamın aslı

Yörük, fakat anne tarafımda bir şeylik var, bir Afrika kökenliği var.  Tam bir metisim ben, yani kırık… [Dedem] Mustafa Taşkın’ın Aydın  Germencik’e bağlı Turanlar Köyü’nde doğduğunu biliyorum. Daha öncesi,  anneleri babaları da Turanlar Köyü’nün tam karşısına düşen Bağarası  yakınlarında, Araplar denen bir köyden Turanlar’a göç ettiklerini  anlatırdı bize, oradan gelmişler yani. O köy zaten komple Afrika kökenli,  Sudanlı.” C. Şenköz (50 yaşında/Kuşadası, Aydın)  Milas, Dalaman ve Ortaca beldelerinde yaşayanlar ise 1900’lü  yılların başında Mısır Hıdivi (Valisi) Abbas Hilmi Paşa’nın Dalaman’daki çiftliğinde çalıştırılmak üzere getirilen Sudan  kökenli ailelere dayanmaktadır. Bunlardan farklı olarak Ortaca’ya  bağlı köylerde halk arasında “paslı” ve “eski” Araplardan da söz  edilmektedir.

Kimlik ve Aidiyet

k9Batı Ege’de yaşayan yaşlı kuşaklar, kendilerini “Arap,”  “Arap-Müslüman” ya da “Arap-Müslüman-Türk” olarak  adlandırıyor. Kentte yaşayan 25 yaş ve altında olan gençler ise  kendilerini “Müslüman-Arap”, “Arap”, “Afro- Türk” ve  “Afrika kökenli Türk” olarak adlandırıyor. Bu adlandırmalar  eğitim düzeyi ve yaşanılan yerin kır ya da kent olmasıyla  ilişkilidir.

“Burada yaşayan insanların renklerinin siyah oluşu dışında, zaten bir  çoğunun rengi de evlenmelerden dolayı açılmış durumda, renkleri dışında  Araplık, Sudanlılık, Mısırlılıkla ilgili hiçbir şeyleri (ilişkileri) yok. Tamamen  Türk kültürü, Atatürk’ü seven, Türk bayrağına bağlı, Atatürk ilkelerine  bağlı insanlar. Hiçbiri de Arapça bilmez, Arapçayı öğrenmek için bir tasası  da olmaz, çabası da olmaz! Tamamen Türkleşmiş siyah yani. Onun için  bunlardan, bu konulardan bahsettiğimiz zaman pek sıcak bakmazlar,  ilgilenmezler. Ben de zaten aynı düşüncedeyim, fakat ben[im] akademik  olarak neyin nesidir diye araştırma yönünden merakım var. Babam 1993 yılında vefat etti, çocukluğum Ankara’da geçti; ilkokulu, ortaokulu ve lise  [ile] diğer bir yüksek okulun bir kısmını da hep dışarıda geçirdim. …  27 yıllık devlet memurluğum vardır, ülkenin çeşitli yerlerinde görev yaptım.  Tabii ülkenin diğer yerlerinde benim gibi siyah insanlar olmadığı için nereli  olduğum bana en çok sorulan soruların başında gelir… İlk zamanları  sıkıntılı oluyordu, zaman geçtikçe artık bu benim bir hayatımın bir parçası [oldu]. Bu soruyu hayatımın bir parçası olarak gördüğüm için cevaplardım,  ama arkası gelmeyen, bitmeyen bir soruydu. Sürekli yer değiştiriyordum,  her yer değiştirmede mutlaka ‘nereli olduğum, Arabistanlı mı, Afrikalı mı,  nereli olduğum’ sorulurdu. Hatta çok iyi Türkçe konuştuğum gibi şeyler,  böyle enteresan şeyler olurdu…” İ. Aydınlı (Dalaman, Muğla)

 

Öteki

k16Türkiye’de Afrika kökenlilere yönelik, Amerika’dakine benzer  bir ırk ayrımcılığı hiçbir zaman olmamıştır. Bunun tarihi, dinsel,  ekonomik ve toplumsal pek çok nedeni var. Ama anne ya da baba  tarafından Afrika kökenli olan farklı yaş ve eğitimden kişilerin  yaşam öykülerine bakıldığında, gündelik yaşamlarında en az bir  kez sözle tacize uğramış oldukları da görülmektedir.

Rengi nedeniyle yaşamının herhangi bir döneminde “çevremden  olumsuz bir davranış görmedim” diyenlerin çoğu köylerde  yaşamaktadır. Buna karşılık, rengi nedeniyle söz ya da davranışla  en az bir defa tacize uğramış olduğunu ifade eden kentlilerin  sayısı azımsanmayacak düzeydedir. Rengi nedeniyle çalışma  ve eğitim yaşamında sıkıntı çektiklerini söyleyenlerin şehir  merkezlerinde yaşayan 20-35 yaş arasında kişiler olması dikkat  çekicidir. Özellikle eğitim veya iş nedeniyle Batı Ege dışında bulunmuş kişiler, kendilerine “yabancı” olarak bakıldığını,  Türkçe konuştukları duyulduğunda insanların çok şaşırdıklarını, çevrelerindekilerin kendilerine “Pele”, “Esmeray” gibi isimler  taktıklarını ifade ettiler.  Bunun yanı sıra beyaz tenli Boşnak ya da Yörük eşleri olan Afrika  kökenli kadınların bir kısmı, eşlerine kızdıklarında onlara “kırmızı  kulak” dediklerini ifade ettiler.

“İlk başta, ilkokula başlayana kadar tabii ki bu çevrelerdeyiz sürekli,  insanlar tarafından tanınıyoruz ve insanlar benimsemişler beni. Ama  ilkokula başladığımızda birden üç yüz dört yüz kişinin içine giriyorsunuz ve  her mahalleden insanlar geliyor ve bir tek farklı siz varsınız ki. Ben vardım  bu okulda, 7 Eylül İlköğretim Okulu’nda. Orada birden afallıyorsunuz, yani  o zamana kadar sorgulamadığınız şeyleri sorgulamaya başlıyorsunuz ‘ben  neden böyleyim‘… Ondan önce ailenin içinde babaanneniz öyle, dedeniz  öyle, anneanneniz öyle, dayınız öyle, gördüğünüz herkes öyle. k20O zamana  kadar ki yedi yaşına kadar böyle bir sorgulama içersine girmiyorsunuz.  Daha sonra ilkokulda işte insanlar benim başıma toplandığında böyle işte  ‘aaa’, işte elle gösterme, neyse o zaman başlıyor bir şeyler. Sonra yağmur  yağdığında bu meşhur ‘Arap kızı’ şarkısı söylendiğinde o zaman falan  farkına, kendinizin farklı olduğunuzun farkına varmaya başlıyorsunuz…
Benim ilkokul anılarımdan bir tanesi [şöyle]. Saçlarımız kıvırcık olduğu  için, işte hiç uzamadığı için, yukarıya doğru uzadığı için şey vardı hep, işte  diğer kızın saçları böyle rüzgârda sallanırdı, benimki hep böyle dümdüz  dururdu. O benim … içimde kalan bir şeydir. ‘Benim de saçlarım uzun  olsun, benimki de düz olsun niye böyle olmuyor’ falan. Çünkü her gün  yarım saat önce uyanma, işte saçlarım annem tarafından taranır, işte  açılması çok zor olduğu için ve de çok fazla gür olduğu için işte yarım saat  bir acı dönemi böyle… Haaa ‘ben niye beyaz değilim’ diye bir şey yoktu,  ama saçlarımın uzun olmasını istiyordum ve sallanmasını istiyordum…

Daha sonra ilkokul zamanlarında, bahçelerde falan oyun oynadığımızda,  babaannem işte çok şen bir kadındı, bizle zaman zaman oyun oynardı  falan … Mesela şeyi hatırlıyorum ben, çocukken işte oyun oynamaya  falan çalışırken babaannem hep böyle Arapça bir şeyler söylerdi bize  oyun oynarken, ama onu çok küçük hatırlıyorum, yani bir oyun repliği gibi  bir şey sanırım. Arapça, çok kısa bir iki dakikalık bir şey söylerdi, ama o  zamanlarda işte sorgulamaya başlıyorum, ‘Nasıl yani! Bizim başka bir  dilimiz mi var’ gibi, ‘babaannem niye böyle ?’” A. Sezer (26 yaşında/ Torbalı/İzmir)

“İşte Arap diyorlardı, işte ‘bizim gibi değilsin’ diyorlar, ‘buralı değilsiniz’  diyenler oluyordu. ‘Acaba’ diyordum ben de, ‘Türk müyüm? Değil miyim?’  Şüphelere giriyordum bazen! Ama şimdi hiç k21kafama bile takmıyorum, yani  o zaman demek ki çocuklukmuş. İnsanın hoşuna gitmeyen şeyler oluyor.

En son işte lisede falan artık normal karşılamaya başladım bunları. Ondan  sonra, lise bittikten sonra iş başvurularına başladık. Bir supermarkete iş  başvurusu için gittim ben. Sınava girdik, sonra sınavı kazandım mülakat  için çağırdılar. Mülakat için çağırdıklarında orda, işte bize o görev yapan  kişi, ismini bilmiyorum, şimdi hatırlamıyorum, ‘buraya giremezsin’ dedi,  ‘bu işyerine giremezsin’ dedi. ‘Neden’ dedim, ‘işte’ dedi, ‘tenin farklı’ dedi.  O zaman çok şaşırmıştım, çok üzüntü duymuştum.”

E.Biberci (26 yaşında/Kuşadası, Aydın)

 

*Tarih Vakfı’nın araştırmasından alınmıştır